18 Aralık 2014

karakter yargıçları

Bu kara blogda yaklaşık iki yıldır yazmıyorum. Bunun başlıca sebebi, yazılarımda belirttiğim keskin yargıların birçoğunda yanılmış olduğum gerçeği. Sosyal medyada beni takip eden herkes bilir ki sıkıcı ve antipatik bir üslupla onu bunu eleştirir, sert ve kendinden emin yargılarda bulunurum. Burada çizdiğim “Aylak Filozof” kimliği, kendi tabiatım hakkında ufak tefek ipuçları verse de büyük derecede benden bağımsız bir karakter. Bu karakter bana daha kapsamlı ve yaratıcı bir bakış açısı kazandırdığı için yazılarıma “sanal özne” olmaya devam ediyor.

Burada şimdiye kadar genellikle karamsar ve öfkeli yargılarda bulundum. Yalnızlığı övüyordum çünkü insan olmanın özündeki algıyı yanlış yorumluyor ve herkesin hayatına kapalı bir anlayışla yaklaşıp kendi penceremden dünyayı seyrediyordum. Yalnızlığı gerçekten tanımlamak için sokağa çıkıp “insanların arasına karışmak” gerekiyormuş. Aşkı ve sevgiyi kötülüyordum çünkü hayatımda bana aşkın özünü hem bakışlarıyla hem de eylemleriyle anlatan kadın hayatıma henüz girmemişti. Ona ulaşmak için feminen travmalarla dolu bir dizi psikolojik şiddete maruz kalmam gerekiyormuş. Ne var ki toplumla ilgili fikirlerimin hemen hiçbiri değişmedi bu süreçte. Benim geçirdiğim dönem, daha çok bireysel bir devrim içeriyordu. Bireysel devrim iyi bir şeydir bu arada. Halkların devrimi gibi kısır döngü içermez. Her neyse.

Bu süre zarfında hem psikoloji bilimi üzerine bilgimi genişlettim, hem de insanları izlemeye daha fazla vakit ayırdım. İnsanlar –benim de iki yıl öncesine kadar yaptığım gibi- konuşmayı çok sevdiği için hayatın bazı gerçeklerinden mahrum kalıyorlar. Peki insan neden yargıda bulunmak ister?

Zerdüşt gibi yalnızlık sığınağından çıkıp insanların arasına karışmanın elbette bazı zorlukları var. Sizin hakkınızda bazen yüzünüze karşı, bazen arkanızdan konuşan; karakter özelliklerinizle ilgili olumlu ya da olumsuz atıp tutan insanlar mutlaka bulunur. Öncelikle mizah anlayışınız zayıf olmayacak. Bu sizi güçlü kılar. Olayları kafanızda sentezlerken mizahî bir filtreden de geçirmelisiniz. Bu tıpkı Aylak Filozof’un kazandırdığı gibi farklı bir bakış açısı daha kazandırır. Karşınızdaki insanın gözünden dünyaya bakabilme gücü, onun anlayacağı dilden konuşmak için seviyenizi ayarlamanıza yardımcı olur. Kendi özünüzün farkındalığı ise kontrolü sağlayarak zihninizin dinginliğini ve akıcılığını korur.

Herhangi bir insanın benim karakter özelliklerim hakkındaki yorumunu ele alırken yargıda bulunan kişide üç farklı şeye dikkat ederim:

            1. Söz konusu yargıyı psikolojik argümanlarla temellendirebiliyor mu?

            2. Kaç farklı ortamda bulunmuş ve insanların arasına ne kadar karışmış?

            3. Beni ne kadar iyi tanıyor?

Aslında üç madde de birbiriyle bağıntılı. Biri hakkında karakteristik özellikler bakımından konuşacaksam, bunu psikolojiden destek alarak yapmalıyım ki zihnimde tasarladığım kavramlar ve sanılar gerçek dünyaya aktarırken bilimsel geçerlilik kazanabilsin. Aksi halde yaptığım şey, içi boş ve bir yığın bence'den başka bir şey olmaz. Bir kişiyi tanıdığımı söylüyorsam, onun geçmişten bugüne kadar geçirdiği duygusal ve sosyal değişime tanıklık etmem gerekir. Ona özgü 'toplumdaki ben' ve 'bendeki toplum' kavramlarına hakim olmam gerekir. Ayrıca farklı insanların farklı hikayelerini dinlemiş, farklı perspektiflerden bakabilme yeteneğimi güçlendirmiş olmam gerekir. Bunların dışında zihinsel yetkinlik de son derece önemli. Kişinin rutin zorlukların dışına çıkmadan belli insanlarla tek tip ve hijyenik bir yaşam sürüyor olması, kendi hayatına yetkin olmadığı anlamına gelir. Henüz kendi hayatına dahi yetkin olamamış birinin başkalarının karakter analizini yapma konusunda yetkin olması da söz konusu değildir. Çevrenizde kişisel hayallerine ulaşmış, mutlu ve huzurlu görünen üst tabakadan insanların bile birilerini eleştirmeye ve aşağılamaya çalıştığına tanık olmuşsunuzdur. İşte bunun da kökeninde aynı yetkinlik problemi var. Bunun yanında tatmin olamayan hırslarla, hasetle ve nevrotik bozukluklarla dolu bir yaşam da söz konusudur. Böyle kişiler, hayatta ne kadar başarı elde etseler de kendilerini her zaman mağlup hissedecek ve aşağılık kompleksiyle birilerini eleştirme ihtiyacı duyacaklardır.

Bir de paylaşma istenci var. Doğruluğundan emin olmadığınız şeyi paylaşma ihtiyacı hissedersiniz. Oysa bir kişi hakkındaki bence'lerinizi bilimsel metodlarla temellendirip gerçek bir fikir sahibi olursanız, vardığınız sonucu söz konusu kişiyle paylaşma istenciniz de otomatik olarak ortadan kalkacaktır. Kötü olduğunu kendinize ispatladığınız insanları hayatınızdan çıkarırken söz konusu kişilere onları kötü yapan etmenleri açıklamak durumunda değilsiniz. Yani basit bir söyleyişle; kişiler hakkındaki negatif fikirlerinizi paylaşma istenciniz, gerekçelerinizden emin olmadığınızı gösterir.

Tek tek kişiler hakkındaki yorumlarınız, aslında daha çok sizin zekanız ve karakteriniz hakkında ipuçları içeriyor. Birilerini kendi üslubunuzla, kendi yöntemlerinizle, kendi aklınızca yargılarken içinde bulunduğunuz ruh halini ele veriyorsunuz. Kişiler hakkındaki eleştirileriniz, korkularınıza, bastırılmış arzularınıza ve komplekslerinize gizlenmiş öfkenin sözcüklere dökülmüş halinden başka bir şey değil.