06 Şubat 2012

arı



Ben, arı gibi yaşıyorum. Hayatım yenilgilerle dolu ve ben bunları felsefi ganimete dönüştürüyorum. Bozdurup bozdurup harcıyorum sonra; dengesizce, çılgınca harcıyorum. Biriktireyim, hayatı bir düzene sokayım falan yok. Felsefi kimliğim bile değişiyor sürekli. Bu değişime bazen iyi tarafından bakıp "değişim gelişimdir" diyorum. Bazen de kötü tarafından, "göçebe gibi, nereye kadar?" diye kızıyorum. Genelde seviyorum bu değişkenliğimi aslında; çünkü bende bir şeye ait olma korkusu var. Hayatta hep yenilgiler kaydetmem de direkt bundan. Her konuda… Mesela ailemin beni sevmesi, üstüme titremesi bile beni rahatsız ediyor içten içe. Sevgiden bile kaçıyorum çoğu zaman, sanırım bu hasta bir ruh olmalı… ‘Azim’ kavramı da gelişmedi bu yüzden. Azim, özgürlüğü kısıtlayan güçlü bir kavram zaten. Önüme mükemmel fırsatlar çıkıyor ve ben azmetsem biliyorum ki zirveye çıkaracak beni. Ama işte o zirve, o galibiyet. O ‘oldum ben’ durumu. Onun esiri olmak… Zafere giden yol köleliktir, diyorum ben; kendi zaferinin, gelecekteki kendi zirvenin kölesi olmak… Zafer senin kölen olacaktır şüphesiz, ama sen önce zafer yolunun kölesi olacaksın. İşte buna dayanamıyorum, tahammül edemiyorum. Bu halim, güçsüzlük birçok insana göre, ama bence bu ‘hassas algı’… Ben bir duyguyu, bir makamı ya da bir başarıyı, o kelime haliyle, o dıştan görünen süslü haliyle değil de, kelimedeki olgunun dolaylı olarak benden götüreceği değerler yönünden algılıyorum. Bu da beni soğutuyor. Çalışmak, hedef uğruna çalışmak; işte bunu beceremedim. Aslında zafer durumunu bal gibi istiyorum; ama sonuçta ben, elini kolunu sallayarak kaygısız yaşayan bir insan yavrusuyum. Oradan bir parça, bu da güzel, al oradan da on gram, şuradan biraz… Hayatım boyunca yaptıklarıma bakınca koca bir ‘hiç’ görüyorum. Ama bugünüm var ya; işte bugünümde çok şey var. Hayaller var. Zevkli veya zevksiz koşuşturmalar. Biraz karakalem, biraz gitar, birkaç laf, birkaç sayfa kitap, biraz çikolata, Nirvana’dan bir track, güzel bir filmden etkileyici bir sahne… Hepsi güzel. Neden? Bugünüme kimlik kazandıran etkileşimler bunlar. Herkesin hayatında bu günlük etkileşimler var ama çoğu insan ‘genel hayat’ üzerine kurguluyor hayatını, algılarını… İşte bu, tam da bu anlatmak istediğim, buna dikkat: Genel hayat mı, günlük hayat mı? Çoğunluğa göre genel hayat gibi gözüküyor. Kazanma isteği, seviye yükseltme, ünlü olma, rahat yaşama hayalleri ya da diğer uzun vadeli çabalar. Uzak gelecek zamana yönelik; arabam olsun, evim olsun, okuyup saygın biri olayım, herkes bana saygı duysun istekleri… Etraftaki çoğu insanı buna programlanmış görüyorum. Ciddiye almak, didinmek… Kesinlikle aşağıladığım bir olgu değil. Ben bilge değilim, Nietzsche’nin işaret ettiği üst insan da değilim, asla böyle bir şey yok. Sadece bu popüler güzellikler uğruna çalışmak bana zor geliyor. Hem de çok zor. Çünkü ben bugün adamıyım, bugünün adamı; ve tipik bir ‘bugün’cünün algıları yüksektir. O, bugün gibi lokal, spesifik ve insan psikolojisinin odaklanmayı tercih etmeyeceği bir süreci bile ayrıntılarıyla algılar. Bu yüzden de bağlanamazlar büyük bir şeye, tutkulu olamazlar. Ne var ki ‘genel hayat’çılar bağlanabilirler; çünkü onlar bugüncüler gibi bugünü amaç görmezler. Bugün araçtır, vesiledir, yolun bir parçasıdır onlar için.

Her iki tür de kandi içinde mutlu aslında, gerçekten mutlu. Hiçbir tür, diğerine göre üstün-aşağı değil. Sadece ikisi de insani, hepsi bu… Ben bugüncüyüm. bugün düşünürüm ve ürettiysem bugünü üretirim, bugün aşkına… Sonra uyurum, uyanırım. Dün, benim göğsümü kabartmasa da tuhaf bir mutluluk veren, gülümseten bir zaferdir. Yol mu? Yol yok ki! Sadece zafer var… Benim bu yaklaşımımı duyan genel hayat düşkünü, "deli" der geçer. Evet, deliyim. Keşke algılarım güçsüz olsaydı. O zaman çoktan başarılı olurdum hayat oyununda… Bugünü olmayan, ama yarını parlak genç… İşte ondan. Yarın o parlak gün gelince bile bugünü olmayan genç… Ya küçük bir dünyanın içinde kocaman olmak, ya da büyük bir dünya içinde minicik olmak. Sanırım ben birincisini oynuyorum…

Sonuç olarak arı gibi tüm çiçekleri dolaşmak kötü bir şey sayılmaz. Herhangi bir konuda "haydi, bunu yap bakalım" denilince "yapamam" durumu var gibi gözükse de, olay "yapamam"dan çok "yapsam da sen anlamazsın" oluyor. Genel hayat düşkünü diyor ki: "Yeni şiir kitabım çıktı…" Övünüyor. Evet, ne mutlu sana ki, oturdun üşenmeden yazdın, biriktirdin, derledin, yayınevine gittin, baskıyla uğraştın, yoruldun. Umut ettin, azmettin ve kitap çıkardın. Ah bende sendeki yarın aşkı olsaydı, ah bende sendeki körlük olsaydı. O zaman cilt cilt kitaplarım olurdu şüphesiz. Ama görünen o ki biz bugüncüler, ardında eser bırakmayacak. Popülarite meydanı genel hayat düşkünlerinindir…